10 Aralık 2011 Cumartesi

Tartuffe ya da Sahtekar 1969 Baskısına Önsöz


Tartuffe ya da Sahtekar
1969 Baskısına Önsöz
Jean Baptiste Molière
Çev: Taner Olçum,Ozan Uysal,Hilmi Atıl Ünal

Aşağıdaki
metin, Jean Baptiste Molièrein Tartuffe oyununa 1669 yılında yazdığı önsözü ve 1664, 1667 ve 1669 yıllarında Kral XIV. Louisye yazdığı arzuhalleri içermektedir. John Woodun çevirdiği The Misanthrope And Other Plays (The Penguin Classics, Baltimore, Maryland 1959) adlı kitapta Tartuffe or The Imposter: Preface to the edition of 1669başlığıyla s. 97de yayımlanmıştır.
Tartuffe, bugüne kadar birçok tartışmaya konu olmuş ve aynı zamanda uzun süredir zulme uğrayan bir komedidir. Oyunda tiye aldığım insanlar, şimdiye kadar muhatap olduğum hiçbir ülkede Fransada olduğu kadar nüfuz ve etki sahibi olmadıklarını kanıtladılar. Soylular, kibarlık budalası kadınlar, boynuzlanan erkekler ve doktorlar, hepsi sahne üzerinde tefe konulmaya boyun eğdiler ve onları nasıl tasvir edersem edeyim, diğer seyirciler kadar eğlenmiş gözükmeye çalıştılar. Ama riyakarlar şaka kaldıramadılar. Benim onların tuhaflıklarını alaya alma veya onları sayısız defa hatırı sayılır şekilde kötüleme hususundaki cüretimi garip karşıladılar ve hemen tehlike çanlarını çaldılar. Onlara göre bu affedilemez bir suçtu ve onlar oyunuma gözü dönmüş bir şekilde saldırmak üzere bir araya geldiler. Gerçekten çok kurnazlardı, gerçek niyetlerini gizleme konusunda oldukça tecrübeli kimselerdi. İçlerine en çok oturan konularla ilgili misilleme yapmamak için kendileriyle savaştılar. Şahsi menfaatlerini gizlemek için, takdire şayan geleneklerine uygun olarak dini kullandılar; onlara göre Tartuffe gerçek inanca saldıran bir oyundu. Bu oyun baştan sona tiksinti veriyor, cehennem ateşlerine tevdi edilmeye layık; her bir hece Tanrıya bir küfür, aktörlerin her jesti bir suç, küçük bir göz kırpış, bir kafa hareketi, sağa veya sola doğru en ufak bir yönelme benim aleyhime kullanabilecekleri bir takım sihirli manalar içerir.

Oyun hakkında arkadaşlarımın eleştirilerine ve halkın takdirine başvurmam ise bana hiçbir fayda sağlamadı. Tüm o yapmayı düşündüğüm değişiklikler, oyunu izlemiş olan Kral ve Kraliçe'nin kanaatleri, varlıklarıyla oyunu halkın huzurunda onurlandıran yüce prens ve bakanlarımızın takdiri, oyunu faydalı bulan tüm o değerli ve iyi insanların tanıklıkları, hepsi boşa gitmiş oldu. Fikirlerini değiştirmeye hazır değiller ve beni her gün halkın önünde suçlamaları için taraftarlarını teşvik etmeye devam ediyorlar; suçlamaları din kisvesine büründürerek ve beni nazikçe azap çekmeye sürükleyerek.

Saygı duyduğum kişiler arasından bana düşmanlar yaratacak; gerçek imana olan ilgileri nedeniyle riyakarların telkin etmeye çalıştığı etkiyi benimsemeye hazır olan gerçekten iyi insanların inançlarını kurnazca kötüye kullanarak ayartacak olmasalar, söyleyecekleri herhangi bir şeyi çok da kaale almazdım. İşte beni kendimi savunmaya mecbur eden şey de bu. Yürekten dindar olan insanların tümünün, oyunumun konusunu doğru anlaması için uğraşıyorum. Tüm bu önyargılardan sakınabilmeleri, erdemlerini taklit eden ve bunu yaparak aslında onların erdemlerine saygısızlık eden fanatizme destek vermemeleri için onlardan, oyunu okumadan ve izlemeden mahkum etmemelerini rica ediyorum.

Oyun boyunca hep masum amaçlarla hareket ettiğimi; öyle ki, hiçbir aklın, saygıyı hak eden yerlerde saçma şeyler amaçlanmış olduğunu söyleme eğilimine sahip olamayacağını, bunu yaparken tebaanın taleplerinin hassasiyetini hep göz önünde bulundurduğumu, riyakarları gerçek dindarlardan ayırmak için gereken her tedbiri aldığımı ve bunun için tüm hünerlerimi kullandığımı, oyunu iyi niyetle inceleme zahmetini gösterecek herkes kesinlikle görecektir. Şimdiye kadar, oyundaki kötü adamın antresini hazırlamak için tam iki tane sahne yazdım. Seyirci bir an için bile onun o olmadığından şüphe etmez. Ona verdiğim ayırt edici özelliklerle bir bakışta tanınır ve oyunun başından sonuna kadar, ona tezat olarak oluşturduğum gerçekten iyi adam karşısında tam anlamıyla aşağılık olduğu konusunda şüpheye yer bırakacak hiçbir söz söylemez veya hiçbir eylemde bulunmaz.

Şunun tamamıyla farkındayım ki, bu beyler tiyatronun bu meseleleri tartışmak için doğru yer olmadığını öne sürmeye çalışmaktadırlar. Fakat onlara, tabii ki büyük bir tevazuyla şunu soruyorum: Bu münasip varsayımlarını neye dayandırıyorlar acaba? Bu, hiçbir kanıt ileri sürmeden tamamen varsayımlar üzerine kurulmuş bir önermedir. Hiç zorlanmadan şu kesinlikle kanıtlanabilir ki, eski çağların tiyatrosu kökenlerini dinde bulmuştur ve bu tiyatro dinsel ayinlerin önemli bir kısmını oluşturmuştur. İspanyol komşularımız, içinde tiyatro oyunu olmayan hiçbir dini festival kutlamamışlardır. Bizim insanlarımız için bile drama, kökenlerini inancımızın en önemli sırlarının varlığını orada devam ettireceği inancıyla onlara verilen Hotel de Bourgogne
ya sahip olan dinsel bir kardeşliğin çabalarına borçludur. İsteyen biri, Gotik alfabesinde yazılmış, Sorbonne doktoru imzalı oyunları hala orada bulabilir ve çağımızda sergilenen oyunlarıyla tüm Fransanın hayranlığını kazanmış olan Monsieur de Corneillein kutsal oyunlarına ulaşmak için de çok uzağa gitmeye gerek yoktur.

Eğer komedinin amacı insanların zayıflıklarını acımasızca cezalandırmaksa neden herhangi bir sınıfın üyelerinin bundan muaf tutulması gerektiğini anlamıyorum. Bu dikkate değer eksiklik tüm kamusal sonuçlar içinde en çok tahribat yaratanlardan biridir ve tiyatronun ne kadar büyük bir ıslah etme aracı olduğunu görürüz. Bilimsel bir ahlaki incelemenin en nitelikli pasajları bile bir taşlamadan her zaman daha az etkilidir ve insanların büyük bir çoğunluğu için hatalarını kendilerine resmetmekten daha etkili bir ayıplanma biçimi yoktur. Ahlaksızlığa yapılacak saldırının en etkili yolu, onu kamuya alay konusu olarak ifşa etmektir. İnsanlar azarlanmaya dayanabilirler ama gülünç duruma düşmeye katlanamazlar, ahlakı bozuk olarak nitelendirilmeye hazırdırlar ama gülünç duruma düşmekten hiç hoşlanmazlar.

Sahtekar tiplemesine dini ifadelerle dolu replikler yazdığım için ayıplandım. Fakat bir riyakarın karakterini ifşa etmek isteyen ben, bundan nasıl kaçınabilirdim ki? Onu bu replikleri söylemeye sevk eden ahlaksız güdülerini gözle görünür kılmam ve yanlış kullanması bize acı verecek olan belli kutsal terimleri silmem bana yeterli gözüktü. Ah! Fakat dördüncü sahnede kinci bir ahlak anlayışı ileri sürüyor! Fakat bu ahlak anlayışı daha önceden de kulaklarımıza çalınmamış mıydı? Oyunum yeni bir şeyden mi bahsediyor? Bu tiksinti uyandıran hislerin insanların zihninde herhangi bir etki uyandırabileceğinden gerçekten korkan biri var mı? Sahne üzerinde dillendirildiklerinde mi tehlikeli hale geliyorlar? Alçak bir herifin dudaklarından dökülen sözlerin duyulmasının bu görüştekilere otorite kazandıracağı mı düşünülüyor? Bunların hiçbirinin olabileceğine en ufak bir ihtimal bile vermiyorum ve gerçek şu ki ya
Tartuffe onaylanmalı ya da tüm diğer oyunlar da yasaklanmalıdır.

Bir süredir birkaç insanın yapmaya çabaladığı şey de budur. Tiyatro aleyhinde hiçbir zaman böyle bir yaygara koparılmamıştır. Tabii ki Hristiyan Kilisesi
nin kurucuları tarafından yasaklanan oyunlar olduğunu inkar edemem, ama diğer taraftan kabul edilmelidir ki onlara her zaman için daha müşfik davranan insanlar da olmuştur ve böylesine bir fikir ayrılığı bu insanların diğerleri üzerinde temellendirdikleri sansür otoritesinin yok olmasına neden olur. Hemen hemen aynı seviyede eğitim görmüş insanlar arasında böyle görüş ayrılıkları olması, soruna farklı açılardan bakmış olmalarıyla ilişkilendirilebilir. Bazıları dramayı saf haliyle değerlendirdiler, diğerleri ise onu alçaltıcı şekliyle. Ahlak bozukluğunun sergilenmesini, haklı olarak yasaklanan utanç verici temsillerle karıştırdılar.

Bununla birlikte eğer tartışma, olması gerektiği gibi, olgulara atfedilen isimlerle değil de olguların kendisi ile yürütülürse -çünkü fikir ayrılıklarının çoğu, yanlış anlamalardan ve aslında tamamen farklı olan şeyler için aynı terimleri kullanmaktan doğar- yapmamız gereken tek şey yalanların üzerindeki perdeyi kaldırmak, bir oyunu gerçekten nasılsa öyle değerlendirmek, ayıplanmayı hak edip etmediğini görmek olacaktır.

Eğer araştırırsak tiyatronun, kabul edilebilir bir şekilde sunulan derslerle, insanların kusurlarını yüzlerine vurmak için ustalıklı bir yol arayan şiir formundan daha fazla veya daha az bir şey olmadığını göreceğiz. Bir yandan adil olup bir yandan da onu yasaklayamayız. Antik Çağ
ın konu üzerine tanıklığına başvurmak istersek, en çetin görüşleri ileri süren ünlü filozofların bile dramayı methettiğini göreceğiz. Aristotelesin nasıl vaktini bu işe adadığını, tiyatro üzerine düşündüğünü ve oyunlar için birtakım temel prensipler belirlemek adına zahmetlere girdiğini göreceğiz. Zamanın en önemli ve soylu insanlarının kendilerine ait yazılı oyunları bulunmasından gurur duyduğunu ve onların bu çalışmalarını halkın önünde ezberden okumasını diğerlerinin de küçük görmediğini öğreneceğiz. Antik Yunan, Tiyatro Sanatına olan saygısını, onu görkemli ödüllerle mükafatlandırarak ve onuruna diktiği muhteşem binalarla göstermişti. Romada da aynı Sanat'a muhteşem onurlar bahşedilmişti. Sefih ve ahlaksız Sezarların Romasından değil, Roma erdemlerinin hala gücünü koruduğu, Konsüllerin akıllıca yönetimi altındaki disiplinli Romadan bahsediyorum.

Tiyatronun itibarını yitirdiği ve yozlaştığı dönemler olduğunu itiraf ediyorum, ama dünya üzerinde yozlaşmaktan kaçabilmiş ne var ki? Masum olan hiçbir şey yoktur ki insanlar tarafından kirletilemesin, etkileyici olan hiçbir sanat yoktur ki amaçları tersine kullanılamasın, özü itibariyle iyi olup da kötü emellere alet edilemesin. Tıp çok değerli bir sanattır, kainatta herkes ondan yararlanabilir, ama onun bile kötü ün sahibi olduğu dönemler olmuştur; iyileştirme sanatının, zehirleme sanatı olarak kullanıldığı dönemler çok da az değildir. Felsefe, doğanın harikaları karşısında derin düşüncelere dalmamızı sağlayarak bir Tanrı'nın olduğunu zihnimize taşıyan bir araç olarak bağışlanan, Cennet'in insanlığa bir hediyesidir; fakat biz çok iyi biliyoruz ki onun bu amaçları sıklıkla saptırılmış ve tanrıtanımazlığı desteklemek için kullanılmıştır. En kutsal şeyler bile insanoğlunun mahvedici etkisine karşı güvence altında değildir. Alçaklar tarafından dindarlığın her gün suistimal edildiğini ve kötü işler için kullanıldığını görüyoruz, fakat tüm bunlara karşı gerekli ayrımı yapmakta hataya düşmeyiz, yanlış çıkarsamalarda bulunmayız ve insanların yozlaştırdığı temel faziletleri, kafalarında tasarladıkları kötülükle karıştırmayız. Herhangi bir sanattaki şeytani uygulamalarla, sağduyulu niyetleri birbirinden ayırabiliriz. Bir zamanlar Roma
dan kovulmasına rağmen hekimliği nasıl yasaklamadıysak, aynı şekilde Atinada göz göre göre mahkum edilmesine rağmen felsefeyi de yasaklamadıysak, bazı dönemler sansürlendi diye tiyatroyu da yasaklamaya çabalamamalıyız. Bir zamanlar bu sansürü meşrulaştıran düzenlemeler vardı, fakat şimdi buna başvurmuyorlar. Bu, o zamanlar varlığı kanıtlanmış kötülüklere doğrultulmuş bir uygulamaydı. Farklı koşullarda bunu uygulamamalı veya uygulama alanını kendi irademizle genişletmemeli, böylece masumiyetin kabahatle karıştırılmasına izin vermemeliyiz. O zamanların tiyatrosu, şimdi savunmaya çalıştığımız tiyatrodan tamamen farklıydı. Birini diğerine karıştırmamaya dikkat etmeliyiz. Bunlar, yaşam tarzları tamamen karşıt olan iki insana benzerler. İsimleri haricinde ortak başka hiçbir şeyleri yoktur. Zenginlerle yatıp kalkan başka bir Olympia daha var diye iffetli Olympiayı ayıplamak korkunç bir haksızlık olurdu. Bu tür yargılar toplumda kesinlikle çok fazla sıkıntıya sebep olurdu. Hiçbir şey mahkûmiyetten kurtulamazdı. Dahası gündelik hayatta, yozlaştığı halde böylesi sert ölçütleri uygulamadığımız o kadar çok alan var ki. Benzer bir toleransı tiyatro için de göstermeliyiz, yönelimi ve güvenilir amaçları açıkça ortaya konan oyunlara destek olmalıyız.

Öyle müşkülpesent insanlar biliyorum ki hiçbir oyuna tahammül edemezler. Derler ki oyun ne kadar iyiyse, o kadar çok zarar verir; erdemli insanlar tutkuların dile getirilmesinden çok fazla etkilenirler ve böylesi performanslar onları gereğinden fazla uyarır. Samimi bir tutku tarafından harekete geçirilmenin büyük bir suç olduğunu düşünmüyorum. Bizi umutlandıran bu eksiksiz duygusuzluk ise aslında yüksek bir fazilet mertebesinin ürünü! Bu mükemmeliyetin, insan doğasının gücünün yeteceği bir şey olduğu konusunda şüpheliyim. İnsanların ihtiraslarının kontrolü ve sağaltımı için uğraşmanın, soyunun tükenmesi için uğraşmaktan daha iyi bir şey olduğundan da hiç emin değilim. Herhangi bir insan için tiyatrodan daha yararlı olacak başka yerler olduğunu itiraf ediyorum. Eğer Tanrı ve Kurtuluşumuz adına doğrudan bir fayda sağlamayan her şey sansürü hak ediyorsa, o zaman tiyatro kesinlikle bunun içine dâhil edilmelidir ve bu durumda tiyatronun diğerleriyle birlikte mahkum edilmemesi için hiçbir ayrıcalık beklemem. Ancak bahsi geçen konuda olduğu gibi, çile pratiği sırasında bu tarz molalar mazur görülebilir ve bu insanların bile biraz rahatlamaya ihtiyacı vardır. Ben de bu nedenle tiyatrodan daha zararsız bir şey olmadığı konusunda ısrar ediyorum. Lafı çok uzattım. Büyük bir Prens
in Tartuffe hakkındaki yorumuyla bitirmeme izin verin.
Oyunumun sergilenmesi yasaklandıktan bir hafta sonra, Scramouche the Hermit adlı oyun Sarayda sergilendi. Kral, Prens ayrılırken, hatırladığım kadarıyla şöyle dedi: Molièrein oyununu bir skandal havasında değerlendiren insanların, Scaramouche hakkında neden hiçbir şey söylemediğini merak ediyorum. Prens ise şöyle yanıtladı: Nedeni şu; Scaramouche, bu beylerin hiç de umursamadıkları dini ve kutsal şeyleri alaya alıyor, Molièrein oyunu ise onları alaya alıyor. İşte, tahammül edememelerinin sebebi bu.
ARZUHAL I
Tartuffe oyunu hakkında Kral'a ithafen.

Haşmetmeapları,

Komedyanın görevi, insanları eğlendirirken aynı zamanda onların hatalarını düzeltmek olduğundan; düşündüm ki dönemin ahlak sorunlarına saçma bir dış görünüş içinde ve ikiyüzlülükle saldırmaktansa sanatımı bu şekilde icra etmemden başka hiçbir şey benim çıkarlarıma bu kadar uygun olamazdı. Haşmetmeapları, bana öyle geldi ki riyakâr insanlara saldıran, aynı zamanda üst dindar pozlarına bürünmüş olanlara ve sahte coşkunluk ile safsata kabilinden merhameti kullanarak arkadaşlarını tuzağa düşürmeye çalışan ibadet kalpazanlarına dikkati yöneltecek olan -ki bunlar ahlaki sorunlar arasında şüphesiz en baskın ve zararlı olanlardır- bir oyun yazarak, tebaanızdaki iyi insanlara pek de az bir hizmette bulunmadım.

Haşmetmeapları, bu oyunu tüm özen ve dikkatimle yazdım. İnanıyorum ki, gerçekten dindar olan insanlara borçlu olduğumuz hürmet ile riayeti daha iyi muhafaza etmek ve tebaanızın taleplerinin hassasiyeti adına, tasvir ettiğim karakterin gerçek doğasını ortaya çıkarmaya özen gösterdim. Belirsizliğe hiç yer bırakmadım: İyiyle kötünün karıştırılmasına yol açabilecek her şeyden kaçındım; düpedüz riyakâr ve gerçek bir karakterin derhal tanınabilmesi adına, karakteri tasarlarken ana karakteristik özelliklerini kullandım.

Bununla beraber aldığım tüm bu önlemler boşunaydı. İnsanlar, sizin inançla ilgili konulara olan vicdani hassasiyetinizden faydalandılar ve sizi savunmasız bölgenizden yakalamayı başardılar. Ben sizin kutsal şeylere olan hürmetinize sığınıyorum.
Tartuffe” ler sinsice sizin unvanınızı kullanarak rağbet görmeyi başardılar ve oyunda betimlenen insanlar bu durumu kasıtlı olmasına rağmen yararlı, benzerlerinin olmasına rağmen kusursuz bir şekilde örtbas etmeyi başardılar.

Benim uğraşıma yönelik saldırının bastırılması kadar sizin bu konuda kişisel fikirlerinizi belirtmeniz de hayal kırıklığımı önemli ölçüde yatıştırdı. Haşmetmeapları, oyunun topluluk önünde sergilenmesine engel teşkil edecek hiçbir şey olmadığını belirtme lütfunda bulunduğunuzda benim tüm şikâyet gerekçelerimi elimden almış olduğunuzu düşündüm.

Hükümdarların en büyüğünün ve en aydınının bu lütufkâr bildirisine, Papalık adına Papa hazretlerinin sunduğu onaya ve Papa'ya yakın mertebedeki psikoposların, huzurlarına çıkarak kendilerine verdiğim metinleri inceleyip siz Majesteleriyle bir uyuşma içinde olmalarına rağmen; tüm bunlara rağmen, bir papazın kendi bölgesinde tüm bu soylu delillerle çelişecek bir kitap yayımladığını söylemek durumundayım. Majesteleri istediklerini söyleyebilirler, Papa hazretleri ve müritleri istedikleri karara varabilirler; papaza göre oyunum -ki o insan oyunumu hiç izlememiştir- şeytani bir eserdir ve ben kendim de oyundan daha az şeytani değilim, ben ibret verici bir ceza hak eden insan görünümlü bir iblisim, bir ateistim, bir kâfirim. Toplum önünde günahlarımın ateş tarafından temizlenmesi yeterli değildir ki bu benim cezamı hafifletmek olur. Bu noktada durmak, bu değerli ve Tanrı
dan korkan adamın merhametli gayretini tatmin etmeye yetmeyecektir: Tanrının merhametini benden esirgemek ve en kesin ifadelerle benim sonsuza kadar lanetlenmemi istemektedir ve bu konuda hiçbir kanıtı yoktur.

Bu kitap siz Majestelerine sunulmuştur; her gün bu bayların hakaretlerine maruz kalmanın benim açımdan ne kadar sıkıntı verici olduğu hakkında kuşkusuz siz de bir yargıya varabilirsiniz. Böyle iftiralar benim halk önündeki itibarıma zarar vermeye daha ne kadar devam edecek, bu durumun düzeltilmeden devam etmesine daha ne kadar izin verilecek, kendimi aklamak ve halka oyunumun yansıtıldığı gibi bir oyun olmadığını ispat etmek için daha ne kadar çaba sarf etmeliyim. Demek ki itibarım adına veya tüm dünyanın gözü önünde uğraşımın masumiyetinin gerekçelendirilmesi hakkında hiçbir şey söylememeliyim. Sizin gibi aydın hükümdarlara sunulan isteklerin detaylandırılmasına gerek yoktur. Sizin gibi hükümdarlar bizim ihtiyaçlarımızın ne olduğunu bir Tanrı gibi idrak ederler ve bizim için neyin uygun olduğunu bizden daha iyi bilirler. Çıkarlarımı siz Majestelerine emanet etmek benim için kâfidir. Vereceğiniz her türlü takdiri saygıyla bekliyorum.

(Ağustos 1664)
ARZUHAL II
Flandradaki Lille kasabasından önce kurulan kampta verilmek üzere Krala ithafen.

Haşmetmeapları,

Şanlı zaferlerinin ortasında olan yüce bir krallığa gelmek ve ısrar etmek, aslında aptalca bir cesaret örneğidir. Fakat benim konumumdaki biri için, şu anda başvurduğum yer dışında başka nerede kendime bir güvence arayabilirim? Beni bu derece etkileyen bir güç otoritesine karşı; bütün gücün ve otoritenin kaynağı olan, egemen yargı, yönetim ve bütün mutlak emirlerin sahibinden başka kimden yardım isteyebilirim?

Haşmetmeapları oyunum, Majestelerinin onu onaylamasının onurunu Paris
te uzun süre taşıyamadı. Oyunu boşu boşuna Sahtekâr adı altında yazdım ve ana karakteri boşu boşuna sıradan insan kılığına sokarak kamufle ettim. Ona küçük bir şapka, uzun perçemler, kırmalı bir yaka ve bir kılıç vermem, onu dantellerle bezemem, oyunun birçok yerini yumuşatmam, benim çizmeyi seçtiğim ve aynı zamanda sizin takdirinizi kazanan orijinal portrelere gölge düşürebileceğini düşündüğüm her şeyi tereddütsüz yok etmem hiçbir işe yaramadı. Bunların hepsi faydasızlıklarını kanıtladı. Entrikacı gruplar, kendi husumetlerini yine kendi kaba önyargıları temelinde yenilediler. Hiçbir konuda etki altında kalmayacakları ile böbürlenen kişilere bile tesir edecek yollar buldular. Oyunum sergilendikten çok kısa bir süre sonra, saygı duyulması gereken bir güçten darbe aldı. Böyle bir fırtınaya maruz kalmışken tek sığınağım, oyunu sergilememe izin verdiği için Majestelerine ne kadar müteşekkir olduğumu söylemekti ve oyun sadece sizin talimatınız ile yasaklanabilecek olduğu için başka hiç kimseden izin isteme ihtiyacı duymadım.

Haşmetmeapları, komedimde tasvir ettiğim şahısların, Majestelerini etkilemek ve başkalarının da kendileri gibi iyi olduğunu sandığı için kolayca kandırılabilecek gerçekten iyi insanları -daha önce de yaptıkları gibi- kendi saflarına katmak için her türlü yolu deneyeceklerinden hiçbir şüphem yok. Bu kişiler kendi niyetlerini en uygun renklerle bezemekte yeteneklidir ama bu kişiler hangi iddiayı öne sürerlerse sürsünler niyetleri kesinlikle kalplerindeki dini inançla ilgili değildir. Onlara oyunlarda yeterince gösterilen tek şey, oyunların hiçbir protesto ile karşılaşmadan halkın huzurunda sıklıkla sergilenmesidir. Fakat bu oyunlar dindarlık ve gerçek dine sadece onlara çok az ilgi gösterildiği zaman saldırmıştır. Komedim doğrudan onlara yöneltilmişti, onları alay konusu haline getirmişti ve bu da izin vermeyecekleri bir şeydi. Sahtekârlıklarını gizleyen perdeyi herkesin gözü önünde yırttığım için beni affedemezlerdi. Hiç şüphesiz ki oyunumun herkesi şok ettiği hakkında Majestelerini bilgilendirmeyi ihmal etmeyeceklerdir. Ama asıl gerçek haşmetmeapları, tüm Paris
i şok eden şeyin oyunun yasaklanışı olmasıdır. En adil yargıçlar temsili yararlı bir etkisi olduğu şeklinde değerlendirdiler; insanların o malum dürüstlüğü, uluslararası alanda dehşetle saygı görenlere gereken saygıyı göstermeyi gerektirirken, sürprize yol açan şey ise üzerinde uzmanlaştıkları gerçek dindarlığa tam anlamıyla karşı olmalarıdır.

Majestelerinin konu üzerine karar vermeye tenezzül etmesini saygıyla beklemekteyim. Ama haşmetmeapları şüphesiz bir şey var ki, eğer
Tartuffeler günü kurtaracaklarsa bundan sonra tiyatro adına herhangi bir şeyler yazmanın gereksiz olduğunu düşünüyorum. Eğer günü kurtarırlarsa, kendilerinde bana şimdiye kadarkinden daha da fazla baskı yapma hakkını bulacaklar ve kalemimden çıkan en masum eserlerde bile mahkûm edilecek bir şeyler bulmayı başaracaklardır.

Haşmetmeapları, muzaffer seferinizden döndüğünüzde, fetih yorgunluğunuzdan sonra kafanızı dağıtmak, soylu gayretlerinizden sonra zararsız bir eğlence ve tüm Avrupa
yı titretmeden önce Kraliyet'in çehresine bir tebessüm getirmek adına, âlicenaplığınız onların bu nefret dolu hışmına karşı beni himayesi altına almaya tenezzül eder mi?

(Ağustos 1667)
ARZUHAL III
Krala ithafen

Haşmetmeapları,

Hastası olmaktan onur duyduğum saygıdeğer bir hekim, Majestelerinin kendisine bir ayrıcalık lütfetmesini sağlarsam bir otuz yıl daha yaşamamı sağlayacağına söz verdi ve kendisi bu konuda yasal bir taahhütname altına girmeye bile hazır. Ben ise ona, bu taahhüdü geçerli olduğu sürece başka bir şey istemeyeceğimi ve beni öldürmemeyi taahhüt ettiği takdirde bununla yetinmem gerektiğini söyledim. Haşmetmeapları, istediği ayrıcalık (...)
nın vefatı nedeniyle boşalan Vincennes Kraliyet Şapelindeki rahiplik mertebesi.

Sizin alicenaplığınızla hayata dönen
Tartuffeun bu büyük yeniden diriliş gününde sizden bu lütfu da istemeye cüret edebilir miyim? Böylece öncelikle dindarlarla aramı düzeltmiş ve ikinci olarak da doktorlarla barış yapmış olacağım. Kuşkusuz benim için bunları tek bir seferde ve aynı anda istemek kabul edilemeyecek kadar çok, fakat majestelerinin cömertliği namına muhtemelen çok da fazla değil. Cüzi ölçüdeki umudumla arzuhalime bir cevap bekliyorum.

(Şubat 1669)